Ben Hayatın Neresindeyim?
Ben neresindeyim hayatın? Bilmiyorum herkes zaman zaman soruyordur belki aynı soruyu kendine ama benim içimde sürekli yankılanan bir ses bu. Neresinden tutundum hayata? Neresinde tükettim nefesimi?
Yaşam denen bu aklımı esir alan karmaşada hangi içinden çıkılmaz kuytunun içine düştüm? Esaretinde aklım onun çünkü; dün yaşamış, bugün yaşayan, yarın yaşayacak olan her canlının nefes alıp verdiği hayatı anlamlandıramıyor. Ve esaretinde ruhum kuytusunun hayatın. Ne acı bir şey, sürekli bir tedirginlik, huzursuzluk mutsuzluk kaynağı olmasına rağmen, müsebbibi belli olmayan kendi hayatıma, kendi benliğime, kendi kendime diktiğim taş duvarların zindanında akla durgunluk veren tembellikle, yerinmeyle durup duruken, gözümü en uçlardaki yaşamlara dikmiş, koşu bandı üzerinde koşmakta olmak. Umudun yeşerttiği yalancı filizlerin her defasında acımasızca kurumasından hiç ders almadan yaşamak. “Mış” gibi yapmak her defasında. Yenildikçe kazan”mış” gibi yapmak. Öyle bir yerindeyim ki hayatın; kazançların aslında ve hiç şaşmadan yenilgi olduğu noktasında, her çıkışa açılacakmış gibi görünen umudun daha girift, daha leş bir bok çukuruna açıldığı bir noktasında.
Ben hayatın neresindeyim? Boynumu vurmak için hançeri elinde bekleyen hangi celladın idam sehpasındayım? Ne yaptım kendime? Pençelerini üzerime dikmiş hayattan, beni bu denli tedirgin kılan hangi hatam? Kimi, neyi ben seçtim? Hangisi benden, hangisi bana sunulandan ibaret?
Madem gelmeyecek bu hayatın bahar yağmurları, bitmeyecek bayram elbiselerini giymiş türlü türlü çiçekler topraktan. Ölsün artık bu lanet olası seraplar.
***